Gönderen Konu: MiNYATÜR SANATINDA DOĞA ÇiZiM VE BOYAMA TEKNiKLERi  (Okunma sayısı 83029 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı yoldaş

  • Yönetim K.Ü
  • Üstad
  • *
  • İleti: 14.441
  • Karizma Puanı: 4089
  • görsel tasarım uzmanı
MiNYATÜR SANATINDA DOĞA ÇiZiM VE BOYAMA TEKNiKLERi
« : 06 Ağustos 2010, 22:47:12 »

















MiNYATÜR SANATINDA
DOĞA ÇiZiM VE BOYAMA TEKNiKLERi;
Cahide Keskiner
-MİNYATÜR NEDİR?
İslam dünyasında resim sanatının temsilcisi
olan minyatür, süsleyiciliği yanında kuvvetli bir
anlatım gücüne ve kendisine has estetik bir yapıya
sahip olarak, asırlar boyu değişik ve çok çeşitli üsluplar
altında daima gelişimini sürdürmüştür.
Genelde bir kitap resimleme sanatı olarak kabul
edilerek, metni açıklayıcı ve destekleyici olarak
yapılmaktadır.
Minyatürün en büyük özelliği konuyu tam olarak
göstermesidir. Bu resim tekniğinin tek buutlu
olması, yapılan eserlerde genellikle derinlik
kavramının bulunmaması, minyatür sanatının
estetik yapısına uygun olmasındandır.
Minyatür sanatındaki düzenlemelerde kullanılan
bakış açısı, tepe ve cephe noktalarının tam orta
kısmına rastlar. Bunun gereği olarak da bütün
figürler birbirlerini tümü ile kapatmayacak bir
şekilde yerleştirilir.
Uzaklık görünümü ne boylar, ne de renk ve gölgelerle
belirtilir. Ancak insan figürlerinde boy oranları
bazen kişinin önemine göre artar veya eksilir.
Yapılan eserlerde mesafe farkı gözetmeksizin bütün
detaylar en ince ayrıntısına kadar işlenir.
Rengin çoğu kez bir soyutlama aracı olarak,
gerçeğe bağlı olmaksızın kullanıldığı görülmektedir.
Minyatürlerde, atların mavi veya pembeye,
dağların, tepelerin sarı, eflatun, mercan gibi doğa
üstü renklerle bezendiği pek çok eser vardır.
Doğa düzenlemelerinde, tepeler birbirleri
arkasından çıkar ve genellikle ayrı paftalar halinde,
farklı renklerde boyanır.
Osmanlı minyatürlerinde ufuk hattının da oldukça
yüksek olarak tutulduğu gözlenmektedir.ilk bakışta resmin konusundan da evvel canlı ve
sıcak renklerin çarpıcı hakimiyeti dikkati çeker.
Çoğunlukla mimarî unsurların yer aldığı düzenlemelerde,
aynı çerçeve içinde üç veya dört ayrı
yönden bakılarak çizilmiş örneklere de oldukça
sık rastlanmaktadır.
Minyatürde, doğa düzenlemelerinde genellikle
iki ayrı amaç vardır. Birincisi topoğratif tarzda,
aslına olduğunca uygun olarak yapılanlardır.
Burada ana unsurlar yani ağaç, bitki, dere veya
tepelerin tüm detayları ön plana çıkar ve oldukça
gerçeği yansıtır.
Diğeri ise kompozisyona yardımcı bir unsur olarak
yapılır. Örneğin hükümdar ve çevresindekilerini
gösteren bir tören sahnesinde doğa ikinci planda
olduğu için burada bir iki ağaç veya bitkinin
kullanılması ile yetinilmiştir. Zira konunun ana
unsuru hükümdar ve onun yanında olan kişilerin
giyim ve kuşamları olduğu kadar, sahnenin
içeriğidir.
Kompozisyonda vurgulanacak olan ana nokta bir
olayın anlatımıdır. Bu nedenle doğa ikinci planda
kalır.
16. y.y. nakkaşı Matrakçı Nasuh’ta ilk defa
olarak manzara resminin başka bir konunun
yardımcısı olarak kullanılmadığını görürüz. Doğa
ön plandadır ve minyatürün ana konusudur.
şehirlerin ve doğanın en çarpıcı yanları büyük bir
gözlemcilikle belirtilmiştir. Renkler tasvir ettiği
manzara ile büyük bir uyum sağlar.
Çoğu Osmanlı minyatürlerinde, zemin renklerinin
değişik tonlarda kullanıldığını görürüz. Bunlar
doğadan oldukça uzak olarak pembe, mavi,
eflatun ve altın kullanılarak yapılmıştır.
Türk minyatür sanatında gözlem ön plandadır.
Fantazi ve soyutlamanın büyük bir uyum içinde kullanıldığı dikkati çeker. Sanatçı genellikle
doğayı aynen resmetmekten kaçınmış, bu nedenle
de Türk İslam minyatürleri kendine özgü bir
üsluba sahip olmuştur.
Her ne kadar renkler doğanın özgün renk dengesine
uyum sağlayacak bir tarzda kullanılsa da,
sanatçının engin hayal gücüne paralel bir yorumlama
getirilmiştir. Örneğin belirli formlar içinde
çizilmiş olan ağaçların zemin nakışları geometrik
bir düzende olabilmektedir.
Doğada kullanılan bitkiler, kontürlü olduğu kadar
kontürsüz olarak da yapılmış, vurgulama, renklerin
tonu veya boyanın kıvamı ile gösterilmiştir.
Özellikle ağaçlarda ilk önce zemin renginin
atıldığını, sonra degrade, tarama veya noktalama
ile koyudan açığa gidecek tarzda tonlanmasının
yapıldığını görmekteyiz. Ancak bu alt yapı
işleminden sonra üst detaylar işlenmektedir.
iç ve diş mekanların bir arada gösterildiği çizimler,
günümüzde yapılan mimarî kesitlerin
usul ve kaidelerine oldukça uygun bir benzerlik
taşımaktadır. Türk minyatürlerinde, genellikle
hayal ürünü şekil ve manzaralar yoktur. Bu ince
sanatımızın en büyük özelliklerinden biri de sayfa
kenarlarında, iran minyatürlerinde olduðu gibi,
ağır tezhibe yer verilmemesidir.
Türk sanatkârı gerektiğinde minyatürün dışında
kalan sayfa boşluklarına yalnızca halkâri denilen
sade ve zarif bir süsleme tarzını uygulamakla
yetinmiştir. Bunun yanında varak altın ile yapılan
zerefşan tekniğinin de oldukça sık kullanıldığı görülür.
Genellikle tarihî, edebî ve ilmî konuların işlendiği
Türk minyatür sanatında, Türkler çoğu kez tarihi
yansıtmayı tercih etmişlerdir.Yapılan eserler arasında Osmanlılar’ın savaşlarını,
seferlerini ve sosyal hayatını gösteren düğün ve
şenliklerini anlatan resimli yazmalar, diğer islam
ülkelerinde yapılan örneklerinden apayrı bir
gerçekçi üslubun meydana getirilmesine neden
olmuştur.
Minyatürlü yazma eserlerimizin pek çoğu bugün
kıymetli birer tarihî belge özelliği taşır.
Zamanın örf ve âdetlerini, giyim ve kuşamını,
gelenek ve göreneklerini olduğu kadar, Osmanlı
Türk tarihini de bu eserlere bakarak takip etmemiz
mümkün olmaktadır.
Minyatür yapımında kullanılan boyalar, tezhib
sanatında olduğu gibi, madeni oksitler, renk verici
taşlar, kök ve toprak boyalardan hazırlanarak
elde edilmektedir.
Bu renklerin yanında ana madde olarak altın ve
gümüş varakların da ezilerek bolca kullanıldığı
görülür.
insan figürlerinin giyim ve kuşamında olduğu
kadar, kapkacak gibi her türlü eşyanşn, altşn veya
gümüşle işlenmesi, minyatür sanatının özelliklerinin
başında gelmektedir.
Altın ve gümüş, zemin rengi olarak da oldukça
sık kullanılmıştır. Pek çok minyatürde, gökyüzü
tamamen altın olduğu gibi, deniz ve akarsular
gümüştendir. Yazmaların resimlendirilmesinde,
olayların ve gösterilen sahnelerin gerçeğe uygun
olmaları için, yazar ve başnakkaşın çoğu
kez konuyu iyi bilen kişilerle ortak bir çalışmayı
sürdürdüğü, onlardan daima gerekli bilgileri
alarak en doğru ve gerçekçi bir şekilde eserlerini
tamamladıkları bilinmektedir. Bunun yanında
aynı amaçla pek çok nakkaş ve şahnâmecinin de
hünkar ile birlikte seferlere katıldığı görülür.
MiNYATÜR NASIL YAPILIR?
Minyatür işlemine başlarken ilk önce
resimlendirilecek olan eserin konusu tespit
edilir. Manzara, portre veya herhangi bir olayın
anlatımı isteniyorsa, bunun hakkında gerekli olan
araştırma yapılarak bilgi toplanır.
Bu hazırlık safhasından sonra, işlenecek olan
konu bir eskiz kağıdına çizilir. Hataları varsa
düzeltilerek, noksanları tamamlanır. Aharlı bir
kağıt üzerine alınır. Eğer aynı kompozisyondan
bir kaç adet yapılması isteniyorsa, ince ve oldukça
mukavim bir kağıdın üzerine çizilen desen çok
ince uçlu bir iğne ile, sert bir mukavva üzerinde
sık aralıklarla iğnelenerek kalıbı çıkarılır. Söğüt
ağacı kömürü toz haline gelene kadar ezilir. Bir
tülbent içinde topak halinde sıkıştırılır. işlenecek
olan kağıdın üzerine konan iğnelenmiş kalıp
üzerinden kömür tozu ile geçilerek, desenin
boyanacak kısma çıkması sağlanır. Kurşun kalem
ile hatlar sabitleştirilir. Altta kalan kömür tozları
bir kürk parçası ile temizlenir. Eskiden kurşun
kalem yerine, çok sulu olarak boya kullanılırdı.
Minyatürde boyamaya zemin renklerinin
vurulması ile başlanır. Eğer zemin olarak altın veya
gümüş kullanılacaksa, ilk önce bunlar sürülür,
zermühre denilen bir cins akik taşı ile üzerinden
geçilerek parlatılır. Minyatür sanatında, renklerin birbirleri ile uyum sağlayacak tarzda dağılmasına
özellikle dikkat etmek gerekmektedir.
Figürlerin dış kenarları genellikle kendi
renginin oldukça koyusu olan bir tonda çizilerek
ayrıntıları belirlenir. Yalnız, altın veya gümüş
kullanıldığında, kontür olarak siyah renk tercih
edilmiştir.
Bundan sonraki safha, sanatçının bütün sabır
ve hünerini gösteren bir uğraş kısmıdır. Elbise
üstü nakışları, iç ve dış mekanda bulunan bütün
unsurların detay ve süslemeleri, doğada görülen
çiçek, bitki, kaya, ağaç gibi, diğer elemanlar en
ince ayrıntılarına kadar işlenir.
Minyatür sanatında en ustalık isteyen
çalışmaların arasında, portreler önde gelir.
Erkeklerin sakal ve bıyıkları, kadınların saçları,
kaþları, varsa giysilerindeki kürkler, büyük bir
sabır ile ele alınarak, tel tel diyebileceğimiz bir
incelikle belirtilir.
Minyatürde, tarama, akıtma, noktalama
ve tonlama gibi her türlü boyama tekniği
kullanılmıştır.
Özellikle portre çalışmalarında yüz renklerinin
vurulup tamamlanmasından sonra su rötuju denilen bir işlemle arzu edilen renkte bir su, fırça
ile yüzün üzerinden geçirilerek bütün çizgi ve
noktaların birbirleri ile kaynaşması sağlanır.
Minyatüre başlamadan evvel aharsız bir kağıt
kullanılacaksa arap zamkı karıştırılmış ince bir
üstübeç tabakasının astar mahiyetinde zemine
sürülmesinde yarar vardır.
Bazı hallerde, astar olarak sulu altın da sürüldüğü
görülür. Bu sayede üste sürülen boya çok daha
canlı ve net bir görünüm kazanacaktır.
Eski ustalar, boyalarını olduğu gibi, kullandıkları
bütün aletlerini de kendileri yaparlardı.
Özellikle yerine göre, muhtelif incelikte olan
fırçalarını hazırlamak da büyük maharet isteyen
bir işti.
Kontürler ve en ince süslemeler tüy kalem denilen
ve kedi tüyünden yapılan gayet ince bir fırça
ile işlenmekte olup, bunlar eski kaynakların
yazdığına göre, üç aylık kedinin ense tüylerinin
güvercin kanadı kamışına geçirilerek hazırlanırdı.
Günümüzde bunun yerine ithal malı samur
fırçalar kullanılmaktadır.
Selçuklu imparatorluğu döneminden itibaren
hükümdar saraylarının daima bir nakışhanesi
olduğu bilinir. Bu gelenek Osmanlı imparatorluðu
dönemindede devam etmiş, ilk merkezimiz
olan Bursa’dan Edirne Sarayı’na, İstanbul’un
fethinden sonra da İstanbul Sarayı’nda faaliyetini
sürdürmüştür.
Nakkaşhanelerde yalnızca hattat ve nakkaşların
meydana getirdiği tezhib ve minyatürlü eserler
yapılmaz, her türlü süsleme alanlarında
kullanılmak üzere belli bir esasa bağlı olarak
muhtelif desenler de çizilip hazırlanırdı. Bu,
saray nakkaşhanelerinde tutulan en doğru
yollardan biri de talebenin usta-çırak usulüne
göre yetiştirilmesidir.
Bir minyatürlü eserin hazırlanması şüphesiz
kollektif bir çalışmayı gerektirmektedir. Bu
nedenle de genellikle yazar, hattat, katipler,
başnakkaş ve nakkaşlar, cetvelkeşler, altın ezen
ve kullananlar, tahrir çekenler, cilt ustaları,
müzehhibler ve bunların usta ve çırakları gibi
hayli geniş bir kadro içinde her sanatkar kendi
maharet alanı içinde elinden geleni bütün gayret
ve hünerini göstermektedir.
ALTIN VARAK iŞLEMi:
Altın varak, saf altın parçacığının, iki güderi
arasında çekiçle dövüle dövüle, gayet ince tabakalar
haline getirilmesidir.
Bu tabakalar ezilme işleminden sonra yazma
eserlerimizde, fırça ile sürülerek kullanılabilecek
bir hal alır.
Tezhib ve minyatür sanatlarımızda kullanılan
altın varaklar çok çeşitlidir. Bunların en iyisi 24
ayar olanlardır. Ayarı düşük olanlar az parlar, yeşil
altın, belirli bir oranda saf altına gümüş katarak
elde edildiği için rengi daha açık ve yeşilimtraktır.
Rutubetli bir yerde bırakıldığında esmer bir renk
alır ve zamanla kararır. Kırmızı altın ise, altına
bakır katılarak elde edilir. Ancak katılan bakır
oranı fazla olduğu zaman sürüldüğü zemini yer,
kağıdın zamanla parçalanmasına neden olur.
Minyatür sanatında gümüş varakların da
kullanıldığı görülmektedir. Gümüş çok çabuk
okside olan bir madde olduğu için bir zaman sonra
kararır ve ilk sürüldüğü zamanki parlaklığını
kaybeder.
Yazma eserlerimizde altın ve gümüş, çeşitli
tekniklerde kullanılmıştır. Ezilip sürülerek
olanı en çok tercih edilenidir. Bunun dışında,
yapıştırılarak, serperek veya elekten geçirilerek
yapılanları da vardır.
Altın varaklar çok ince kağıtlar arasında muhafaza
edilir. On tane altın varağın bir arada olanına
deste, on destesine tefe denilmektedir.
ALTIN EZİLMESİ;
Altın varaklar mutlaka arap zamkı ile ezilmelidir.
Bu, toz veya likit halinde olabilir. Nefeszade
İbrahim Efendi Gülzar-ı Savab adlı eserinde
altının süzülmüş saf bal ile de ezilebileceğini
söylemektedir.
Altın ezmeye başlamadan evvel ellerin sabunla
iyice yıkanıp temizlenmesi gerekir. Altın ezilecek
olan tabagın hemen yanında bir bardak klorsuz
iyi su bulunmalıdır. Toz halinde olan arap
zamkından silme bir çay kaşığı kadar alınarak
çok temiz, yayvan ve ateşe mukavim porselen bir
tabak ortasına konur. Bir iki damla su ile, çevire
çevire ezilerek hamur haline getirilir. Sonra
sağ elin orta parmak memesine biraz zamktan
dokunarak yaprak arasındaki altından bir varak
kaldırılarak tabağa alınır. Parlaklığı tamamen
kaybolup hamur haline gelene kadar tabağın tam
ortasında tek parmak ile ezilir. Aynı şekilde bu
işlemi diğer varaklar takip eder. Altın varakları
tam ezilmeden üst üste tabağa doldurulmamalı,
yavaş yavaş almalıdır. Ezilecek altının hepsi
tabağa alındıktan sonra, hamur haline gelen
altın, tabağın büyüklüğüne göre bir veya diğer
parmakların da yardımı ile ezilmeye devam
edilir. Bu işlemi yaparken zamk, parmakların
hareketine mani olacak bir koyuluk alırsa, birkaç
damla su ilave edilir ve gerektiğinde bu işlem her
sefer tekrarlanır.
Altın ne kadar iyi ezilirse o kadar rengi açılır
ve harelenmeye başlar. Ezilip inceldiğine emin
olmak için, tabağın altınlı olan bir kenarına üç,
dört damla su koyup hafifçe karıştırılmalı, tabağı
eğerek bunun akışına bakmalı. Eğer kumlu
gibi birbirlerinden ayrılarak akıyorsa henüz
ezilmemiştir. İyi ezilen altIn damlasında zerreler
görülmez.
Altın varakların iyice ezildiğine emin olduktan
sonra, temiz su ile altınlı olan parmaklar aynı
tabak içinde suyu akıtılarak yıkanır. Tabak
içindeki altın ve su iyice karıştırılarak daha
küçük bir çanağa ince bir tülbentten süzülerek
aktarılır. Bu işlemi ince bir mendil kullanarak
da yapabiliriz. Ufak çanağa alınan sulu altının
üzerine kabın alabileceği kadar su konur,karıştırılır ve suyun durularak altının dibe
çökmesine kadar üzeri kapalı olarak bekletilir.
iyi ezilmeyen altın, çanağa yayılmış olarak
değil, ortada birikmiş halde toplanır. Altının su
seviyesine kadar tutunması makbuldür.
Ezilmiş olan altın en az 24 saat kadar
bekletildikten sonra, süzülür ve hafif bir ısıya
tutularak kurutulur. El sürüldüğü zaman
çıkmaması için jelatinli su ile kullanılır.
Eski ustalar altının, çanakta sulu haldeyken,
ateş üzerinde kaynatılmasında yarar olduğunu,
bu taktirde altının her türlü kirden arınarak çok
daha parlak olacağını söylemektedirler.
Kağıda sürülen altını parlatmaya gelince, bu iki
şekilde olur. Ya doğrudan doğruya Süleymani
taşından yapılmış zermühre denen mührelerle,
altının üzerine sürülerek yapılır, ya da sürülmüş
altın üzerine ince bir saman kağıdı koyarak
bunun üzerinden parlatılır.
Kağıt üzerinden yapılan bu işlem, altına mat
bir görünüm verir ve direk parlatılan altın ile
arasında ton farkı yapar.
Altın, yeter derecede zamklı olursa parlatırken
mühreye bulaşmaz. Fazla zamklı olduğu taktirde
mühreyi tutar ve iyi parlamaz.
Bazen altın üzerinde mühre iyi kaymaz, takılır
gibi olur. O zaman mühreyi saçımıza sürerek
saçın yağından istifade edebiliriz. Yalnız bunda
da ifrata gitmemek gerekir. Zira altının üzerini
bir yağ tabakası ile kaplar ve bu halde altın
üzerinde boya ile çalışmak zor olur.
Altında kullandığımız jelatin eritildiği zaman çok
çabuk bozulduðu için, her seferinde az miktarda
yapılmasında fayda vardır. Jelatinli su çok koyu
olarak kullanılmamalı, bu taktirde altın kararır
ve parlamaz.
Ayrıca altın çok iyi ezilmiş olsa dahi, her
kullanıştan sonra temiz su ile çalkalayıp süzmekte
yararlıdır.
Eski müzehhibler, sık sık altın ezmemek için
uzun zaman kendilerine yetecek miktarda altını
ezip bir hokkada saklar, gerektiğinde bundan bir
bıçak ucu ile alınarak kullanılırdı.
ALTIN YAPIŞTIRMA;
Altın yapıştırmada kullanılan en kuvvetli madde
yumurta akıdır. Çok taze tercihen günlük olan
ve döllenmemiş bir yumurtanın akı sarısından
ayrılır. Bir çanak içinde ceviz büyüklüğünde bir
şap parçası ile akın uzaması bitip sulanana kadar
çırpılır. Üzerinde biriken köpükler alındıktan
sonra buna birebir oranında su ilave edilerek
karıştırılır. Altının yapıştırılacağı yere bir fırça ile
bol miktarda sürülür.
Bu işlem başlamadan önce, altın varaktan bir
santim kadar daha büyük olan ince ve yumuşak
bir kağıda sarı balmumu sürülür. Altın yaprağının
üzerine konup sıvazlanarak, altının bu kağıt üzerine
alınması sağlanır. Altını üzerine aldığımız
kağıt, kesici kenarları iyice tebeşirlenmiş bir makas
ile yapıştırılacak ebatlarda kesilerek yumurta
akı sürülen yere ak henüz kurumadan yavaşça
konur. Makasın tebeşirlenmesi, altının makasa
yapışmaması içindir. Yapıştırılan altın varaklar
arasında aralıklar kaldığı taktirde, aynı işlem
burada da tekrarlanır.
Altınla kaplanan zeminin iyice kurumasından
sonra, hepsinin üzerinden kalın bir fırça ile bolca
yumurta akı geçirilir. Bu işlem altının bir ton daha
matlaşmasına neden olursa da sağlamlaşması
açısından çok gereklidir. Altın, aynı şekilde miksiyon
veya çok koyu olarak hazırlanmış jelatinli
su ile de yapıştırılabilir. Ancak yapıştırma altının
üzeri kolay boya tutmaz. Bunun için yapıştırılan
altının üzerinden tekrar jelatinli bir suyun geçirilmesinde
fayda vardır.
Her ne şekilde olursa olsun, altın yapıştırıldıktan
sonra en az bir hafta tamamen kuruyup kendini
çekmesi için bekletilir. Ancak bundan sonra üzerinin
işlenmesine başlanır.
Minyatür sanatımızın eski örneklerine baktığımızda,
sanatkarların yapıştırma altına pek
rağbet etmedikleri, genellikle ezip, sürme
tekniğini tercih ettikleri görülmektedir.
ZEREFŞAN YAPIMI;
Zerefşan yapmak için oldukça koyu bir kıvamda
jelatinli su hazırlanır. Bu sıvı, bir iki saat
bekletildiğinde pelteleşecek şekilde olmalıdır.
Bir çay fincanı suya, jelatin tabakasından beş, altı
kare konarak hafif ateşte jelatin tamamen eriyene
kadar kaynatılır. Baş ve işaret parmaklarımızı
ıslattığımızda, birbirlerine değdirdiğimiz zaman
hafifçe yapışıyorsa istenilen kıvamdadır. Sonra
soğuması beklenir ve zerefşanlanacak olan yere
kalın bir fırça ile sürülür. Bu kıvamdaki jelatini
beklettiğimiz taktirde, pelteleşecek, ertesi gün
kullanma olanağğ olmayacaktır. Onun için her
seferinde taze olarak yapılması gerekmektedir.
iri delikli bir tel süzgeç içine altın yaprağından bir
kaç tane konur. Çok sert ve nispeten uzun tüylü
bir fırça ile eleğin üzerinden hafifçe geçirilir.
Fırçayı çok bastırdığımızda altın toplanır, parça
parça düşmez. Jelatinli su sürülmüş olan yüzeye
serpilen altın, tamamen kuruduktan sonra
üzerinden sıkıca mührelenir. Altının sabitleşmesi
sağlanır. Bu tarzda yapılan zerefşan, çok kaygan
zeminler üzerinde iyi netice vermez. Emiciliği
az olan kağıtlar üzerinde mühre kayar ve altın
toplanır. Kağıda gerektiği kadar yapışmaz.
Zerefşan yapımının bir başka şekli de fırça ile
olanıdır. Buna serpme de denir. Görünümü
elekten geçen parça altından farklıdır. Genellikle
eski eserlerde, yazı zemini olduğu kadar, yazı
üstüne de yapılır. Bu tarzda zerefşan yapılması
istendiğinde, kâsede ezilmiş olan altın, kalın bir
fırça ile alınır. Bunun ne çok koyu ne de çok
sulu olmamasına dikkat edilmelidir. Altınlı fırça
bir çubuğa vurularak altının zemine noktalar
halinde düşmesi sağlanır. Serpilen altının aynı
büyüklükte olması el maharetine bağlıdır. Aksi
taktirde kimi büyük, kimi küçük olacağından
güzel bir görünüm vermez. Serpme işlemi
bitip, altın kuruduktan sonra üzerinden mühre
geçilerek parlatılır.
Serpme altın tekniği, gümüş kullanarak da
yapılmaktadır. Ancak gümüş, zamanla okside
olup karardığından, parlaklığı kaybolur ve boya
görünümü alır.
KAĞIT VE BOYAMASI;
Minyatür sanatımızda kullanılan kağıdın
da büyük bir önemi vardır. Gelibolulu Ali
Menakib-i Hünerverân adlı eserinde, en iyi cins
kağıdın ‘Devlet-abadi’ olduğunu ve Semerkant
kağıdından aşağısına itibar edilmemesini
söylemektedir.
Ancak bunların yanında 15. y.y. da
Kağıthane’deki kağıt fabrikasında imal edilen,
İstanbuli adlı olanlar da tercih edilenler
arasındadır. Kullanılacak olan kağıtlar, daima
aharlı ve mührelidirler. Genellikle şeker beyazı,
açık krem, toz pembe ve süt mavisi renklerinde
olanlar benimsenerek kullanılmıştır. Nispeten
daha koyu tonlarda olan kağıtların, minyatürü
çevreleyen pervaz süslemelerinde bulunduğu, bir
genelleme olmasa dahi dikkati çeker.
Aslında beyaz renkte olan kağıtlar, cinsleri ne
olursa olsun, bitkisel veya madeni boyalarla
boyanmaktadır. Boyama işlemi üstten sürerek
olduğu gibi, banyo usulü ile de yapılır. Buna
daldırma denir. Kağıtlar ne şekilde boyanırsa
boyansın, ilk önce, kağıdı şaplı bir suya daldırıp,
kurutmakta fayda vardır.
Sürme usulü ile kağıt boyamasında, toz boya,
mermer üzerinde, bir miktar sirke ile ve destezenk
yardımı ile ezilir. Buna nişasta muhallebisi
yapılarak karıþtırılır. El ile veya bir sünger ile
kağıdın üzerine yedire yedire iyice sürülür.
Gölgede kurumaya bırakılır. Suyunu iyice çekip
kurumaya başladığında, bir ağırlık altına konarak
kağıdın kırışmaması sağlanır. Ancak kağıt
boyamada en güzel tarz banyo usulü olanıdır.
Burada ton farkı olmaz. Yapımına başlarken,
ilk önce, renk veren bitkiler zevke göre seçilir.
Ihlamur, çay, safran, kına ve gelincik gibi bitkiler
suda iyice kaynatılır. Rengi iyice çıktıktan sonra,
bu suya bir miktar şap ilave edilerek tekrar
kaynatılır. Kenarlı bir tepsiye alınan bu renkli
suyun içine kağıtlar daldırılarak banyo yaptırılır.
Suyun süzülmesi için kağıdın bir köşesinden
asılarak kuruması beklenir. Boyama işlemi
özellikle aharlanmamış olan kağıtlar kullanarak
yapılmalıdır. Zira aharlı kağıt boya tutmaz.
Kağıt boyamasının değişik bir tarzı da, genellikle
eski eserlerde kullanılan Akkâse’dir. Burada,
kağıdın metin kısmı ile kenarda kalan bölümü
farklı renklerdedir. Bu işlemde ilk önce, kağıt
istenilen renkte tümü ile boyanır. Sonra, metin
kısmı sıvı arap zamkı ile kapatılır ve daha farklı
bir renkte daldırma usulü ile ikinci defa boyanır.
Arap zamkı sürülen yer boya tutmayacağı için,
bir sayfada iki değişik rengin yer alması sağlanmış
olur. Boyalı bir kağıdın orta kısmını şaplı su
sürerek de açabiliriz. Ancak şap kıvamını çok
iyi ayarlamak ve sürerken aynı homojenlikte
olmasına dikkat etmek gerekir. Aksi halde
dalgalı olur ve istenilen neticeyi vermez. Gülzar-ı
Savab adlı eserden alınan bilgilere göre renkler
şöyle elde edilir.
Badem yaprağı : Altın sarısı.
Susam çiçeği : Çimen yeşil.
Nohut unu : Nohudi.
Susam çiçeği : Güneşte kurutulursa mavi.
Gelincik çiçeği : içine bir miktar şap konursa
mavi.
Cehri : Sarı.
Soğan kabuğu : Samani
Asfur : Bir beze çıkınlayıp su içinde iken
sıkılırsa, önce sarı, devam edildiğinde kırmızı
renk çıkar.
Mürver yemişi : Mor.
Ceviz yaprağı : Kahverengi.
Bakkamağacı odunu : Kaynatılıp içine meşe külünün
süzülmüş olan suyu ilave edildiğinde,
kırmızı renk elde edilir.
Menekşe yaprağı ve Mürver çiçeği tohumu :
Açık mavi.

  ALINTI:  http://www.kaybolansanatlar.com/?cat=41







Çevrimdışı yoldaş

  • Yönetim K.Ü
  • Üstad
  • *
  • İleti: 14.441
  • Karizma Puanı: 4089
  • görsel tasarım uzmanı
Ynt: MiNYATÜR SANATINDA DOĞA ÇiZiM VE BOYAMA TEKNiKLERi
« Yanıtla #1 : 06 Ağustos 2010, 22:49:29 »





Çevrimdışı yoldaş

  • Yönetim K.Ü
  • Üstad
  • *
  • İleti: 14.441
  • Karizma Puanı: 4089
  • görsel tasarım uzmanı
Ynt: MiNYATÜR SANATINDA DOĞA ÇiZiM VE BOYAMA TEKNiKLERi
« Yanıtla #2 : 06 Ağustos 2010, 22:50:30 »




Çevrimdışı yoldaş

  • Yönetim K.Ü
  • Üstad
  • *
  • İleti: 14.441
  • Karizma Puanı: 4089
  • görsel tasarım uzmanı
Ynt: MiNYATÜR SANATINDA DOĞA ÇiZiM VE BOYAMA TEKNiKLERi
« Yanıtla #3 : 06 Ağustos 2010, 22:52:32 »





Çevrimdışı yoldaş

  • Yönetim K.Ü
  • Üstad
  • *
  • İleti: 14.441
  • Karizma Puanı: 4089
  • görsel tasarım uzmanı
Ynt: MiNYATÜR SANATINDA DOĞA ÇiZiM VE BOYAMA TEKNiKLERi
« Yanıtla #4 : 06 Ağustos 2010, 22:54:13 »




Çevrimdışı yoldaş

  • Yönetim K.Ü
  • Üstad
  • *
  • İleti: 14.441
  • Karizma Puanı: 4089
  • görsel tasarım uzmanı
Ynt: MiNYATÜR SANATINDA DOĞA ÇiZiM VE BOYAMA TEKNiKLERi
« Yanıtla #5 : 06 Ağustos 2010, 22:56:25 »





Çevrimdışı yoldaş

  • Yönetim K.Ü
  • Üstad
  • *
  • İleti: 14.441
  • Karizma Puanı: 4089
  • görsel tasarım uzmanı
Ynt: MiNYATÜR SANATINDA DOĞA ÇiZiM VE BOYAMA TEKNiKLERi
« Yanıtla #6 : 06 Ağustos 2010, 22:58:18 »