Gönderen Konu: Sanatta Soyutluk  (Okunma sayısı 3467 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı öмєя

  • Ömer Faruk TÜMER
  • Administrator
  • Uzman
  • *
  • İleti: 1.925
  • Karizma Puanı: 1685
    • GörselSanatlar
Sanatta Soyutluk
« : 14 Haziran 2007, 07:05:16 »

     
Sanatta Soyutluk


Soyut sanat yaşamın dışında değildir. Tam tersi yaşamın özüdür. Öznelliğin içinde düşüncenin oluşlamasıdır. Aşkın niteliklerin soyut sanatı güncelliğin dışına çıkardığı bir gerçektir. Güncelliği aşan bu çıkışlar olmasa sanat olur muydu? Soyut sanat, insana ve topluma yabancılaşmaymış gibi algılanmaya çalışılmakta. İnsan çıkışlarında ve çabalarında; insanı, ağırbaşlılığım, sıcaklığım bulmak durumunda değildir. Böyle bir anlayıştaki yaklaşım onu geriye götürür. Yeniden geleneksel, figüratif arayışlara yöneltir. Geçmişe dönmek, geçmişi tekrar etmek söz konuşu değilse tekrar olmayacaktır. Çağdaş bilimin, felsefenin ve sanatın değişen ideleri yeni bir gerçekliğin doğmasın) sağlamıştır. Bu yeni dünya gerçeği, yeni bir varlık yorumu ortaya çıkarmıştır. Doğal gerçeğe duyusal bağlılık, Rönesans sonrası sanat anlayışlarının içinde kendini göstermiştir. Obje, tuval üzerindeki yapıtı belirleyen olmuştur. Empresyonizm (izlenimcilik) de doğanın duyusal algılanmasına dayanmaktadır. Öte yandan da çizgi, renk, ışık değişimleriyle sübjektifliği oluşturmuştur. Empresyonizmin bu çıkışıyla ondokuzuncu yüzyılın objektif anlayışları yerini yirminci yüzyılın sübjektif anlayışla nna bırakmıştır. Nesnel doğal varlık, düşünsel soyut kavrayışlar sistemine dönüşmüştür. Bilimin ve felsefenin değişimler zincirinde varlığın anlamı, nesnenin kendisinden, varlığın anlamına kaymıştır. Nesne duyularla algıladığımız bir varlık olmayıp, bilinç ve ben yüklediğimiz düşünsel bir varlık olmuştur. Nesne değil, nesnenin anlamına yönelen, onun içine giren bir gerçekliktir. Nesneler dünyasının karşısına düşünceyi koymak, düşünsel algılamalar sonucu yeni ilgilerin gerçekleşmesine yönelimdir.
Duyusal algılamalardan, tekrardan, görülebilir olandan arınarak; varlığı görünebilir kılmayı amaçlamaktır. Görünür kılınan gerçeklik duyularla algılanan gerçeklik olmayıp, onların anlamıdır.
Nesnel gerçeklikten özü ayrı olan bu gerçeklik, düşünsel, soyut gerçekliliktir. Bu anlayışla soyut sanat düşünsel değerler dünyasına girmiş olur.
Kendi yaşamsal gerçeğimiz içinde nesneler dünyasını iki duruş ile algılayabiliriz. Birisi genel tavır, bir diğeri fenemolojik tavırdır. Genel tavır; genel doğal tez kavramı temelinde nesneleri ve değerleri reel olarak görmemizdir. Görülen bu gerçeklik, dogmatiknaif bir gerçekliktir. Asıl gerçeği vermez. Nesnelerin ve değerlerin duyusal algılandığı pratik bir dünyayı tanımamızı sağlar. Doğal tavırda, canlı yaşam süreklidir. Her türlü şüphe ve reddin dışında var olandır. Dogmatik nahif tavrı parantez içine alan, genel doğal tezin değiştirilmesine dayanan ve amaç edinen duruş fenomolojik tavırdır. Nesneler ve değerler dünyasının karşısına düşünce derinliğim koyar. Fenomolojik tavır şüpheci, eleştirel ve indirgemeci bir bakıştır. Duyularla algılamayı değil, varlığın özüne ulaşmaya çalışır. Varlığın kendisini değil, anlamım algılamaya çalışır. Bilimde ve felsefede görülen bu soyutlaşma gerçeğine paralel sanatta da köklü bir soyutlaşma gerçekliğinin oluştuğunu görürüz.
Sanat doğal ve nesnel görüngülerden uzaklaşırken kendine özgü soyut biçimler dünyası oluşturur. Sanatın oluşturduğu soyut biçimler dünyasına paralel, kültürel etkinlikler de aynı eğilimi gösterir. Sanat temel bir eğilim içinde soyutlaşırken, bilim ve felsefede de soyutlaşmayı görürüz. Nesnel doğa bilimlerinin algıladığı katı madde bugün çözümlenmiş durumdadır. Bu çözümlenmenin sonucunda sürekli değişimin biçimlendiği bir yapı oluşur. Sürekli değişimler içeren, yeni biçimler oluşturan, yeni tasarımlardır.
Soyut sanat algılamasında zaman kavramında da önemli değişimler söz konusudur. Varolan "şimdi" kavramıdır. Geçmiş yaşanmış, bitmiş. Geleceğin perspektifinde belirlenmiş zaman yoktur.
Gelecek yaşanılan Şimdinin son anıyla başlar. Geçmiş ve geleceğin şimdinin merkezine alındığı, madde ve zaman kavramlarının soyutluğu temelinde eski dünya kavramının somut, katı tablosu farklılaşmış yeni dünya tablosu soyut nitelikle kendini göstermiştir.
Bu ilgiler bütününün gerçekleştirdiği yeni dünya kavramıdır. Soyut evren kavramıdır.
Çağdaş düşünce, duyularla algılanan, doğal nesneler dünyasından uzaklaşmaktadır. Soyut, düşünsel bir objeler dünyası kurmaya yönelmiştir. Bu düşünce, kültür varlığının bir başka yönü olan sanata dayanır. Bilim ve felsefe gibi, kültür ve sanat ta çağın düşünce biçimine uyar. Çağdaş düşünce sistemleriyle, çağdaş sanat biçimleri aynı ilgi anlayışında ele alınmak durumundadır.
Çağdaş bilim felsefe ve düşünce hangi yönelim içinde ise, çağdaş sanat ta o eğilim içinde yer alır.
Duyusal gerçeklikten ayrılarak, varlığın anlamına, özüne yönelerek somutluk kazanmaktadır. Bu görülebilir gerçekliğin karşıtı, sanat yapıtlarında yaratılan ve görülebilen insanın anlatım dünyasıdır. Bu dünya, duyularla algılanan gerçekliği aşan, duyusal olandan uzaklaşa uzaklaşa yaratılan, soyuta, öze ulaşmaya çalı şan bir dünyadır. Her yeni, sanatta yeni biçim vermedir. Aynı şey soyut sanat içinde geçerlidir. Soyut biçim oluşturmada resim, görülebilir olan doğal etkiye gitmez. Maddeselliğe bürünmez. Bunun tam tersi, yüzey içinde biçim oluşturarak, kendini yüzeysel olarak açıklar. Uç boyutluluğu yüzeyselliği indirgeyerek yalnız biçimsel ilgiyi tanımlamış olur. Soyut sanatın aradığı görünebilir objeler değil, düşünsel objelerdir. Bu da resim sanatının görme sanatından öteye düşünme sanatı olmasıdır.
Nesnel dünyanın karşısına düşüncenin konduğu, varlığın anlamım özünü algılamaya yönelik bir duruşla, olay ve olgulara bakış, soyut bakma, büyük bakmaktır. Varlığın anlamım şimdinin merkez alındığı sonsuz bir bakışla düşünce derinliğinde kavrayabiliriz. Çağın ulaştığı soyutluğun sadece sanata özgü bir nitelik olmadığım, aynı niteliğin bilim ve felsefe de temel oluşturduğunu görürüz. Bu soyutluk varlığın anlamında, özde ifade bulmaktadır.
Bu asıl varlık, bu öz, soyut sanatta temel varlıktır. Çağdaş soyut sanata baktığımızda doğanın yorumunu görürüz. Bu şimdiye değin gördüğümüz yapıtlarda görmediğimiz bir özelliktir. Soyut yapıtlarda mutlak olanın, temel varlığın karşımıza çıkmasıdır. Geleneksel hiçbir sanat anlayışında görmediğimiz bu yeni durum varlığın ne olduğudur. Varlığın özüdür. Bu düşünsel derinlik sanat yapıtının kaynağıdır. Sanat yapıtı bu kaynakta temel varlığı yakaladığı, gösterdiği ölçüde gerçektir. Soyut sanatın amacı mutlak olanı oftaya koymaktır. Duyusal, bireysel olandan, tümel-evrensel olana temel varlığa varmaktır. Bu canlı bir gerçekliliktir.
Tümel-evrensel olanın somut bir biçim kazanmasıdır. Bu da elde edilen yeni bir niteliktir. Estetik ulaşımdır. Sanatın özü mutlak olanı görünür kılmaktır. Sanat yapılının ulaştığı bu derinlik; yolu, düzeni olan metafizik gerçekliktir. Karanlık içinde kalmış bir gerçeklik değildir. Nesnel dünyada görülen, görülmek istenen ve görülebilir olan nesneler tek tek tanımlanır. Soyut algılamada ise nesnelerin göreliliği açıklanır. Dünyanın bütünlüğü île ilgili soyut bir örnek olduğu ve gizli gerçeklerin bulunduğu tanımlanır. Sanatta doğayı görmeye dayanan bu anlayış yerini doğayı düşünmeye dayanan bir anlayışa bırakır. Bu yeni mantık, evrene yeni bir biçim verme kural ve yöntemini içerir. Yeni biçim verme, yüzeysel görünüşlerden soyutlanarak içsel olanı tanımlamaktır. Bu resim sanatındaki yeni gerçekliği oluşturur. Ulaşılan yeni gerçeklik ölümsüz yasallığa varmaktır. Ölümsüz yasallık içinde varlık somutluk kazanır. Aranan varlık mutlak olan, değişmez olan ve öz olandır. Sanat insana derinliği düzeni ve bütünlüğü olan bir dünyayı gösterir. Bu düzen sanatın elemanlarıyla kurulmuş bir düzendir.
Sanat yapıtında somutluk kazanan bir gerçekliktir. Geleneksel klasik sanat belli objelerden hareket eder. Objeler doğa varlılığını oluşturan nesnelerdir. Doğayı oluşturan nesnelerin her birinin biçimi vardır. Doğa içindeki belli bir varlığı ifade eder. Geleneksel klasik sanatların yaklaşımları objeleri belli biçimleriyle ele almaktır. Biçimleri gün ışığına çıkarmaktır. Geleneksel klasik sanatlarda doğa biçimlerim yaklaşım ne kadar güçlü ise ortaya koyacağı biçim de o ölçüde güçlüdür. Geleneksel, alışılmış sanatın biçim vermesi; ister objektif ister sübjektif olsun var olan doğaya biçim vermektir.
Düşünsel derinlik çağın bilinç objesidir. Çağdaş bilim ve fel¬sefe temel varlığa yöneliktir. Soyut sanatta aynı temel varlığa yönelik bir işlev içindedir. Sanat biçim verme işidir. Mutlağa, de¬rinliğe ulaşmada sanatın genel özü soyut sanatla gerçek anlamda açığa çıkar. Soyut sanatın getireceği kendine özgü biçim anlayışı¬nın amacı; temel varlığa, evrensel olana ulaşmak, ona biçim ver¬mektir. Soyut sanatta; geleneksel alışılmış sanatta olduğu gibi ne bir doğa ne de biçim verme anlayışı vardır. Soyut sanat değişme¬yen temel varlığı düşünmek ve aramaktadır. Yeni bir varlığa, yeni bir gerçekliğe ulaşmak durumundadır. Araştırıcı, yaratıcı düşünce, biçim verici düşüncedir. Düşüncenin biçime ulaşması sanatı oluş¬turur. Biçim vericinin amacı, kendi estetik algılaması içinde varlı¬ğın anlamına biçim vermektir. Soyut sanatın aradığı gerçeklik; doğal nesnelerin oluşturduğu gerçeklik olmayıp, sanatçının kurdu¬ğu yarattığı bir gerçekliktir. Bu gerçekliğe ulaşmanın yolu, doğa biçimlerinin bozulması ve giderek ortadan kaldırılmasıdır. Ancak, böylece yeni bir ruha, yeni bir estetik anlayışa ve yeni bir dengeye ulaşılır. Doğal biçimlerin indirgenmesi, ayrıştırılması, yok edilmesi, yerini düşünselliğin, zihinsel tasarımların, temel varlığın ve evren¬selliğin almasıyla yeni biçim oluşturmanın sistemi kurulur. Kurulan bu sistem içinde; ruh ve maddenin, bireysellik ve tinselin denkleş¬mesi sanat yapıtının uyumunu oluşturur. Sanat yapıtları, estetik değer ölçülerini uyum kavramında bulur. Uyum yalnız soyut sanatın bir elamanı değildir. Geçmişteki sanat anlayışları içinde; sanatı anlama ve belirlemede başvurulan bir ölçüdür. Soyut sanat yapı¬tının biçim, denge ve özü, tüm karşıt öğelerin dengesi ve uyumu¬dur.
Biçim vericinin görevi; ister içsel-dışsal, ister bireysel-tümel, ister akılsal-sezgisel, her şeyi denge yasalarına göre mutlak ev¬rende kavramaktır. Bu evrensel dengeyi, bu gizli uyumu nesneler¬de izlemektir. Biçimsel, yapısal bir denge içinde onlara biçim ver¬mek ve onların yasallığını göstermektir.










Aristoles’e göre, zaman önceki ve sonrakinin sayılmasıdır. Doğal nesnelerin hareketlerinin sayılmasıyla kavranılan zamana ŞİMDİ – ZAMANI adı verilebilir. O halde “şimdi” dediğimiz şey geçmiş açısından baktığımızda bitmiştir. Gelecek açısından ise henüz olmamıştır. Öyle ise şu an dediğimiz iki ucu olmayan bir zaman mıdır? İki ucu olmayan şimdilerin sayımı da sonsuzdur. Zaman günlük anlamıyla sonsuzdur.
Zaman akıp gider ve hiçbir zaman durmaz. Zamanın duraklaması olmaz. Akıp giden şimdilerde, Dosein, ölüme doğru varlık olarak sonlu olduğunu kavrar.
Aristoles’e göre, eğer ruh yoksa, zamanda yoktur.
Heidegger, varlığın anlamını zaman kavramı içinde insan kavramının çözümsel ve varoluşçu bir yaklaşımla açıklanabileceğini iddia eder ve savunur.
Gelecek varlığın veya varlığın hakikatının ortaya çıkmasında öyle bir kavram vardır ki, bu her ne kadar üstü örtük ve arka planda olsa da varlığı asıl belirleyen hep o olmaktadır. Aristolesci bir söylemle varolanı vardan yapan nedir? Yani varlığı ortaya çıkartan onu aydınlatan Heidegger’e göre “Zaman” dır. “Varolan zamansal anlamdır. Fakat metafizik, aşkın anlamda değil, edimsel ve hakikat alanında varlığı aydınlatır.
Tüm tarihi olan şeyler, zaman içinde oluşurken, Dasein’in gündelik yaşamındaki olağan tarih anlayışında tarih, zaman içindeki olayların ve vakaların sıralanması olarak algılar.
Zaman kendi içinde kavranılırsa, ruhun bir özelliği olarak açıklanır. Bunu en iyi Hegel felsefesinde görmek olanaklıdır. Hegel zamanı ve ruhu birlikte ele alarak, ruhun tarihi olarak zamanı yorumlar.


Varlığın anlamı sorusuna aradığımız cevap bizi “insanın varlığının bütünlüğünün anlamı zamansallıktır” sonucuna götürmektedir. O halde, en başta sorduğumuz varlığın anlamı nedir kendisini zamansallıkta ortaya koymaktadır. Zamansallığın olağan irdelemesini yaparsak zaman doğumdan ölüme kadar olan bir süreç midir? Yoksa insan (D) şimdilerin birlikteliğinden oluşan deneyimlerin toplamında mı var olmaktadır?
Olgusal Dasein doğumla birlikte varoluşuna başlamıştır. Doğum ve ölüm Dasein’in varlığının ta kendisidir. Dasein’in varlığı ölümü ve doğumu içermektedir. Dasein’in zamansallığı boyunca yayılımına tarihselcilik diyoruz.
Heidegger, varlığın anlamının doğru araştırmak için zamanın gizemli ilişkisi içinde Aristoles’e kadar giderek, varlığın çeşitli yorumlarını göz önünde tutarak, konuyu dilsel bağlantısı içinde kavramak gerektiğine inandı. Tüm bu düşüncelerini varlık ve zaman adlı eserinde ortaya koydu.
Zaman tüm varlıkların kavranmasının ufku olarak Dasein’a kendi varlığında kavratır. Böylece temel antolojinin taşladığı, varlığın, anlamını zaman fenomeni ile birlikte araştırmak ve varlığın zamansallığını ortaya çıkartmaktır.
Varlığı, evreni ve insanı anlamak için zamanı anlamak ve kavramak zorunlu olduğu kadar zamanı anlamak içinde varlığı anlamak gerekmektedir.
Zaman, dünyaya ilgi duyan varlık olan Dasein’in varlığını gerçek, sonlu ve geçici yapar. Zamansallık ise varoluşu ve olgusallığı olanaklı yapar. O halde zamanın zamansallığı varlığı varlık yapar.




Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim A.B.D.  Grafik A.S.A. 2005