Gönderen Konu: MISIR SANATI - ESKİ MISIR UYGARLIĞI  (Okunma sayısı 11195 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ...:::£sra:::...

  • Yönetim K.Ü
  • Sanat Kurdu
  • *
  • İleti: 7.698
  • Karizma Puanı: 2742
MISIR SANATI - ESKİ MISIR UYGARLIĞI
« : 14 Mayıs 2008, 00:57:54 »

Nil nehrinin suladığı verimli topraklarda ilk maden olarak bakır bulunmuştur.
Nehrin sularını kanallarla toplayan, toprağı eken ve hayvan besleyen bu çiftçilerin küçük köyleri de nehir kıyısında kurulmuştur. Kilden kap kaçak yapıyorlar, bunları kırmızı ve siyah renge boyuyorlar ve fırında pişiriyorlardı. Krem ve kokuları koydukları kapları, tarakları, kaşıkları kemik ya da fildişinden, ince ve zarif bir şekilde yapabiliyorlardı. Sert taşlardan yaptıkları gerdanlık ve küpeleri takıyorlardı. Bunlar bakırı ilk kez gerdanlık yapmakta kullandılar. Bakırı önce ince levha haline getirinceye kadar taş bir tokmakla dövüyorlar sonra bunlardan çeşitli eşyalar yapıyorlardı.
İ.Ö.4000 yıllarında ise köyler büyümüş tarım gelişmiştir. Canlı renklerde boyanan vazolar, küpler, tabaklar evlerin baş süsünü teşkil ediyordu. Sürülerin çoğalması, ailenin sağlığının gibi nedenlerle yumuşak taşlardan heykeller de yapıyorlardı. Toprak ve güneş tanrısına inanıyorlardı.
İ.Ö. 3900 yıllarında bakır daha çok kullanılmaya başlanmış, seramikler gittikçe geliştirilmiş ve çoğuna hayvan şekli verilmiştir. Mezarlar ise renkli resimlerle dolu odacıklardır. Duvarları süsleyen bu resimler kara ve su avcılığını, ziyafet sahnelerini canlandırmaktadır. Resimlerde bütün bir hayat anlatılmaktadır. Bir sürü uşaklar ona yemekler taşımakta, saçları taranmakta, elbiseleri giydirilmekte, dostları ile av partilerinde gösterilmektedir, ölünün etrafını çeviren bu hayallerle eskisi gibi hayatın zevklerini tatmakta devam edeceğine ve resmin büyülü kudreti sayesinde ölümün korkulacak bir şey olmasının önüne geçtiklerine inanıyorlardı.
4000-3500 yılları arasında Mısır halkı sadece ölümü düşünmemiş, kendi hayatına da düzen vermiştir. Böylece Nil boyundaki dağınık köyler aralarında birleşerek biri güneyde öbürü kuzeyde, yani birisi aşağı Mısır diğeri yukarı Mısır olmak üzere iki krallık kurmuşlardır. Bu krallıklarda kralın gücü sadece maddi kuvvetlerden ileri gelmemekte, aynı zamanda Tanrıyı da dünya yüzünde temsil etmesinden çıkmaktadır. Bunlar Mısır halkının iyiliği için insan şekline girmiş üstün varlıklar olup öldükten sonra gökyüzündeki öteki ilahlar arasına döneceklerdi. Mısır krallarının her ikisine de firavun (Büyük evde, sarayda oturanlar) denilmiştir. Aşağı Mısır kralı başında beyaz yüksek bir taç taşımakta, Yukarı Mısır kralı ise kırmızı taç taşımaktadır



I. ö. 3500 yıllarında Aşağı ve Yukarı Mısır krallıkları MENES isminde bir tek firavunun yönetimi altında birleşerek tek bir krallık meydana getirdiler. İşte bu andan itibaren Mısır 'in gerçek tarihi ve uygarlığı başlamış oluyordu. Artık firavun başında kırmızı ve beyaz renkli taç taşıyordu. "Eski imparatorluk" denilen bu devir 1000 yıldan fazla bir süre devam etti. Başkent Menfis ' tir. Sanat merkezleri Tinis ve Menfis' tir. Bu dönemde görülen yapı tipleri ve mimari unsurlar mastaba, piramit, güneş tapınağı, sfenks, paye, proto-dorik sütun ve plastrelerdir.
ESKİ KRALLIK DEVRİ MISIR MEZAR MİMARİSİNİN GELİŞİMİ
Hangi koşullar altında ve hangi düzeyde yaşarsa yaşasın Mısırlı her insanın sağlığında bir mezar hazırlaması onun baş işi ve dileği olmuştur. Mısır büyük mezar mimarisinin neden ve niçin başladığı tartışma konusudur. Kimi sanat tarihçiler bu büyük mezarların firavunun gücünü gösterdiğini, kimi devletin saygınlığını belirttiğini, kimi de firavunun tanrısal özelliğiyle anıtsal büyüklükte yapıldıklarını savunurlar. Bazı sanat tarihçiler de bu açıklamaları yeterli bulmayıp piramitlerin tarih öncesi mezar tepelerinin görevini üstlendiklerini iddia ederler.
Piramitler hangi düşünceyle yapılmış olursa olsun, sağlam formları ile ölümsüzlüğün sembolüdürler, ölü piramidin içinde kalır ve rahatsız edilmek istemez. Bunu mezar odasının dışarı çıkışı kolay olmayan bir yere çıkışından anlıyoruz. Böylece içine girilemeyen gizemli yapay bir dağ ortaya çıkıyordu.
Piramitlere kadar Mısır mezar mimarisinin geçirdiği aşamaları şu şekilde açıklayabiliriz.
1. Piramitler bugünkü gördüğümüz şekilde ortaya çıkmamıştır. Ölü bir yere gömülür, üzerine toprak yığılarak bir tümsek oluşturulurdu. Bu tümsekler kişinin önemine göre küçük veya büyük olurdu.
2. Bu topraktan mezar tepeleri daha sonraları ker***ten veya taştan yapılmaya başlandı. Bu ker*** mezarlara mastaba denir. Mastabalar yan duvarları eğimli kare prizmaya benzer iki ölümden oluşur. 1.Bölüm toprak altı olup, burada ölünün lahdi yer alır. Toprak üstündeki ikinci bölümde ise ölünün eşyaları ile heykelinin saklandığı bir odadır. Mastabaların ilk örneklerine Gize 'de rastlıyoruz. Buradaki mastabalar bir cadde üzerinde sıralanmış durumdadır. Gize 'ye bu nedenle planlı bir şekilde yapılmış ölüler kenti diyebiliriz. Mastabalar soylular için yapılmış mezarlardır.
3. İlk Piramitler mastabaların üst üste oturtulmasıvla gerçekleşmiştir. Bunların ilk örneği 1. sülaleden Nebeetka'nın mezarıdır. Ölü yeraltındadır. Üst yapının üç cephesi basamaklı olup dördüncü cephesi dikeydir. Bu mastaba piramit ünlü Diyozer pramidinin proto-tipi olmuştur. Bu tip piramitleri dışarıdan tek ve çift bir çevre duvarı kuşatmakta idi. Kral Diyozer 'in Sakara 'da ki beş basamaklı piramidi çevresindeki yapılarla büyük bir mimari bütün oluşturuyordu. Bir dağ etkisi bırakan basamaklı piramidin yanında ilk kez bir mezar tapınağı ile karşılaşılıyor. Bu tapınağın içinde firavunun bir heykeli olup duvarda açılan iki delikten içeri bakılır. Bu delik aracılığı, statünün dış dünyaya etki yapması değil, dışarıyla ilişkinin kesilmemesi düşünülmüştür. Piramidi çevreleyen avlunun cinde iki mastaba daha bulunmaktadır. Kalker taşlarından yapılan piramidin basamakları ikişer m. küçülerek yükselmektedir. Kapladığı alan 107-120 m. ölçülerindedir. 3. sülaleye ait olan piramitte papirüs demet sütunlarının kullanıldığı görülür.

Kültür ve Uygarlık
Kültür en geniş tanımı ile insan-insan ve insan-doğa ilişkilerinin toplamıdır. Kültürler
bilim, sanat ve felsefeyle inceden inceye işlenerek rafine edilirler ve ortaya yüksek yaşam biçimleri olan uygarlıklar çıkar. Uygarlık ise bilinçli bir üretim olarak kültürün içinden doğar ve dönüp kültüre katılır.


burdan  alıntıdır




« Son Düzenleme: 18 Mayıs 2008, 15:26:50 Gönderen: ...:::£sra:::... »
çok çalışmak zamanı

Çevrimdışı lüƃǝşʎɐ

  • Ayşe+:)
  • Yönetim K.Ü
  • Uzman
  • *
  • İleti: 3.575
  • Karizma Puanı: 1292
Ynt: MISIR SANATI - ESKİ MISIR UYGARLIĞI
« Yanıtla #1 : 06 Temmuz 2008, 01:26:45 »
paylaşım için teşekkürler esracım +1 560a 560a

Çevrimdışı ...:::£sra:::...

  • Yönetim K.Ü
  • Sanat Kurdu
  • *
  • İleti: 7.698
  • Karizma Puanı: 2742
Ynt: MISIR SANATI - ESKİ MISIR UYGARLIĞI
« Yanıtla #2 : 10 Temmuz 2008, 10:10:11 »
ben teşekkür ederim ayşegülüm 360a
çok çalışmak zamanı

Çevrimdışı

  • Üye
  • *
  • İleti: 86
  • Karizma Puanı: 2
Ynt: MISIR SANATI - ESKİ MISIR UYGARLIĞI
« Yanıtla #3 : 26 Ekim 2008, 16:18:35 »
...saolun var olun arkadaşlar  çok teşekürler  sizlere
▀  ½  ?¿

Çevrimdışı yoldaş

  • Yönetim K.Ü
  • Üstad
  • *
  • İleti: 14.438
  • Karizma Puanı: 4091
  • görsel tasarım uzmanı
Ynt: MISIR SANATI - ESKİ MISIR UYGARLIĞI
« Yanıtla #4 : 07 Haziran 2010, 22:09:21 »
mısır sanatı mısır uygarlığı bir deniz derya gibi. esra hocam paylaşım için çok teşekkürler