Gönderen Konu: SEVGİNİN YAŞADIĞI YERDE ŞİDDETİN YERİ YOKTUR  (Okunma sayısı 3013 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı renklerintanrıçası

  • (renklerintanrıçası)
  • Uzman
  • *****
  • İleti: 1.420
  • Karizma Puanı: 371
  • Resim Yarışmalarına Kesinlikle Katılmayacağım....
SEVGİNİN YAŞADIĞI YERDE ŞİDDETİN YERİ YOKTUR
« : 13 Kasım 2007, 18:16:59 »

ÇOCUĞUN GELİŞİMİ ve BİZ. ( NASIL DAVRANMALIYIZ?)
3-6 yaşlarındaki ( oyun dönemi ) çocuk, yemeğini tek başına yemeye, bedenini dengeli kullanmaya başlar. Artık " biz " demeye başlar, sosyalleşir, cinselliğinin farkına varır. Ana ya da babası ile kendini özdeşleştirir. Onların olumlu özellikleri yanında olumsuz özelliklerini de edinir.Genellikle babasını iş yaşamı dolayısıyla az gören çocuk, anneye yönelir. Kız çocuk, anneyle özdeşim yaparak babaya kendini beğendirmek ister. Erkek çocuk, babaya hayran olsa da onu annesiyle arasında bir engel olarak görür ve bir iç çatışması yaşar. Bu çatışmalara "Ödipus çatışması" denir. Çocuk, suçluluk da duyar ve cezalandırılacağını sanır. Belli bir dönem sonunda bu çatışmalar çözülür, romantik duygu ve eğilimlerini bilinç dışına atar. Buna en yardımcı olan en önemli araç, oyuncakları ve arkadaşlarıdır. En sağlıkla gelişeceği yer de yuvalar ve anaokullarıdır.
 
 
 
     İlkokul dönemindeki ( 6-11 ) yaşlarında çocuk, aileden çıkıp dış dünyaya açılır. Ana-babaya bağımlılığı azalır. Artık yeni arkadaşları ve öğretmenleri vardır. Günü okulda ve oyunla geçer. Erkek ve kız kimliği iyice belirginleşir, oyunlarda bile ayrım, çekişme başlar. Toplumdaki üstün olma, baş olma özellikleri onda da vardır. Artık ilgisi öğretmene kayar, onunla özdeşleşir. Beğenilmek, onun gözüne girmek en önemli tutkusu olur. Bunu beceremezse, yetersizlik ve aşağılık duygusuna kapılır. Katı bir ahlak anlayışı gelişir. Onun için, öğretmenin her kuralı bir yasa haline gelir. Evde anne-babasının söylediklerine, doğru bile olsa:
 
" Öğretmenim böyle söyledi, siz bilmiyorsunuz" diye karşı çıkar.
 
    Bu dönemde ( özellikle 9-11 yaşlarında), karşı cinse düşmanlık ve aşağılama artar. Birbirlerini kızdırmaktan zevk alırlar.Kızlar, erkekleri kaba ve terbiyesiz bulurlar. Erkekler de kızları mızmız, sulugözlü ve zavallı bulurlar.
 
    Çocuk için bu dönemde en büyük şans, iyi eğitilmiş bir öğretmene sahip olmaktır. Öğretmen, bir çocuğun tüm ruhsal sorunlarını çözemese de çok etkileyici bir konumdadır. Bir öğretmen, orta yetenekteki bir çocuğu destekleyerek başarılı bir duruma da getirebilir, zeki bir çocuğun güvenini sarsarak onu başarısız da kılabilir. Çocuk, evde ve okulda ilgi ve destek bulabilirse yeteneğini sonuna kadar kullanabilme yetisine de sahip olabilir.
 
 
 
     Ergenlik dönemi, çocukların en sorunlu olduğu dönemdir. Vücut ve psikolojik gelişimleri farklılaşmıştır. Vücutlarından utanmaya, korkmaya başlarlar.
 
     Aile ve okulda tabu sayılıp konuşulmayan konular onlar için utanılacak şeyler olsa da meraklarını bastırmak için kitap ve dergileri karıştırır veya birbirlerinden öğrenmeye çalışırlar. Bunlar, yanlış bilgilenmeye yol açabilir.
En doğrusu, aile içinde bilgilenmektir. Ama eğitimsiz, babadan kalma bilgilerle donatılmış bir aile onlara neyi, nasıl öğretecektir? Ayrıca, sürekli olarak cinselliğin bastırılmasını öneren bir aile sakat düşünceleriyle çocuğu olumsuz yönde etkileyebilir. " Vaginismus" hastalığının kökeninde böyle bir eğitimin de etkileri vardır.
 
     O halde ne yapılmalı?
 
     Bu iş, uzmanlara bırakılmalıdır. Rehberlik, danışmanlık servislerinin yanında cinsel eğitim konusunda öğretmenler de eğitilmelidir. Cinsel eğitim, okullarda verilmelidir. Öncelikle, biyolojik açıdan bilgiler verilmeli. Çocuk vücudunu, organlarının işlevini öğrenmelidir. İyi bir cinsel eğitim sonunda, artık çocuklarda vücudundan utanma, tiksinme, korkma ve suçluluk duyguları olmayacaktır.
 
 
 
     İlk gençlik çağındaki çocuklar, tedirgin, kuruntulu, eleştiri kabul etmeyen ve tepkici bir yaklaşım içindedirler.Derslere ilgileri azalır, çalışma düzenleri bozulur. Büyüklere, otoriteye tepki gösterir, kabalaşırlar. Büyük olduğunun kabul edilmesini isteseler de çocuksu davranışlardan sıyrılamazlar.
 
     Bu dönemde, arkadaşlarıyla birlikte olmak onları daha mutlu eder. Bazı aileler, oğullarına "serseri" olacağı düşüncesiyle sokağa çıkma izni vermediği gibi onunla arkadaş olmaya da çalışmazlar.
 
     Kızlara ise:" Artık büyüdün, ayıp" diyerek yaşamlarına bazı kısıtlamalar getirilir. Bu yüzden içlerine kapanıp günlük tutmaya, mektup yazmaya başlarlar.Bazıları ise, bunalımlarına çözüm bulamayıp intihara bile sürüklenebilir. İntiharlar en çok büluğ çağında görülür. ( Annesi kızdığı için, öğretmeni aşağıladığı için, sevdiği yüz vermediği için, karnesi kötü olduğu için vb.)
 
     Bu dönemde, gençlerin enerjilerini spora aktarmaları en iyi yöndür. Buna yöneltecek olan da aile, öğretmen veya rehberlik merkezleridir.
 
     Ülkemizde, rehberlik hizmetleri yetersiz olduğundan öğretmenlere büyük görev düşmektedir. Ama öncelikle, onların çok iyi eğitilmeleri gerekmektedir.
 
 
 
     Öğretmen yetiştiren okulların yetersizliği nedeniyle, herhangi bir üniversiteyi bitiren, gereken mesleki eğitimi almamış kişilerin öğretmen olarak atanması, eğitim sistemimizin bir yarasıdır. Öğretmenlik özel bir iştir, insan yetiştirme sanatıdır, konu ile ilgili donanıma sahip olmak gerekir. Bu iş için mimar, mühendis veya profösör olmak yeterli değildir.
 
     Bu sorun acilen çözülmediği takdirde, okullarımızda eğitimden beklenen sonuç alınamayacaktır.
 
 
 ÇOCUĞUN GELİŞİMİ ÜZERİNDE ŞİDDETİN ETKİLERİ
 
 
    Annesi mutsuz, kaygılı, güvensiz bir çocuk için şiddetle ilk karşılaşma ana karnında başlamaktadır. Annesinin her türlü heyecanını, duygusunu o hissetmektedir.
 
    Bazıları ilk tekmeyi ana karnında yer. Hamile karısını döven erkeklere toplum kötü gözle baksa da ülkemizde böyle olaylara sıkça rastlanmaktadır.
 
     Ana karnında olduğu gibi, doğduğu andan itibaren de çocuk annesine muhtaçtır. İlk sevgiyi onda tadar, açlığını ve her türlü ihtiyacını o giderir.
 
     Ana da bu arada ona bağımlı hale gelir. Sevgisi ne denli büyük olursa olsun, analık içgüdüsü dışında sosyal bir insan olarak toplumsal yaşamın içinde var olmak gibi bir ihtiyacı da vardır kadının. Bu nedenle, o sevdiği minicik bebeğe bazen öfkeyle bakabilir. Yemek, uyku, gezme, cinsellik vb. ihtiyaçlarını gidermede ona bağımlı olmuştur. Zamanını, kendisini organize etmede bebeğine bağlıdır. Hele çalışan bir kadınsa ve ailenin diğer üyeleri yüküne ortak olmuyorsa işi daha da zorlaşır ve öfkenin yerini saldırı alabilir. Bağırır, çağırır, kapıları çarpar vb. Ama analık içgüdüsü, genellikle çocuğuna saldırmaktan onu alıkoyar. Nadir de olsa, kocasına veya yaşamındaki olumsuzluklara öfke duyan bazı kadınlar hırsını çocuğundan alabilmektedir. Yakın geçmişte benzer olaylar yaşanmış, işkence gören çocuk korumaya alınmıştır.
 
     Bir bebeğin oluşu babayı da etkiler. Bebek, babanın rakibidir. Eşi, artık ona yeterince hizmet edememektedir. Kendisi ikinci plana düşmüştür. Üstelik, bebek olmadık zamanda ağlayıp sinirlerini bozmaktadır. O da hırsını eşine bağırarak alır veya kahveye kaçar. Bebeğin ağlamasına kızıp onu fırlatıp atarak ölümüne, yaralanmasına neden olan babalara da rastlanmıştır.
 
     Çocuk, yürümeye ve konuşmaya başladığında özerkleşmeye, birey olmaya adaydır. Annesine bağımlılığı sürse de başına buyruk davranmaya başlar. Engel tanımaz, yoktan anlamaz. Araştırıcı, karıştırıcı, inatçıdır. Anneye boyun eğmek istemez.
 
     Annenin görevi, onu koruyup kollamaktır. kurallar ve bazı yasaklar koyma durumundadır. ama çocuk, bunlara direnir. Bu dönemde, saldırganlığının, bencilliğinin engellenmesi için, ilgisinin oyuncaklara yöneltilmesi en iyi yöntemdir.
 
    Anne - baba arasındaki eğitim birliği ılımlı ve kararlı bir ortamda yapılmalı. Dayak, korkutma ve sindirme yöntemleri, çocuğun olumsuz gelişimine neden olur. Temiz ve düzenli olması için yapılan baskılar da onun özerkliğini olumsuz etkiler. Çocuk, bu dönemde ya sinmiş, kişiliksiz ama temiz ve düzenli bir çocuk olur; veya pasaklı, geçimsiz, saldırgan olur. Saldırgan çocuk, özerkliğini kazanmış çocuk demek değildir. Evcilleşmiş çocuk da iyi eğitilmiş çocuk değildir.
 
    En doğrusu, çocuğu ezmeden, kişiliğini yok etmeden, ılımlı ve esnek bir şekilde kuralları kabul etmesini sağlamaktır. Zaten zaman geçtikçe çocuk, bazı kuralların gerekli olduğuna kendisi inanacak ve uyacaktır.
 
   Çocuk eğitimi bir sanattır. Bunun için yüksek tahsil yapmış olmak yeterli değildir. Toplum içinde yüksek kariyere sahip olup da bunu becermeyen, çocuğuna, eşine şiddet uygulayan birçok ana-baba vardır. Bunu becerebilmek için yeterli bilginin yanında, sabır, sevgi, saygı ve ilgiye de ihtiyaç vardır. Büyükler, iş, aş veya ikili ilişkilerinde sorunlar yaşayabilir. Bunları çocukların önünde dile getirmek ve sonu kavgaya varan tartışmalar yaratmak, çocukta derin yaralar açabilir. Kendisine hakem görevi verilen çocuk, çok sevdiği iki insan arasında bocalar, çelişkiler yaşar. Bu tür sorunlar, çocukların olmadığı bir ortamda çözülmeye çalışılmalı. Çocukları ilgilendiren sorunlar, onları incitmeden paylaşılmalı ve güvenlik duygusu sarsılmamalıdır.
 
     Sevgi ve saygı ortamında büyüyen çocuk, sevmeyi ve saymayı orada öğrenir ve yetişkin olduğunda da bunları çevresine aktarmayı bilir. "SENİ SEVİYORUM" diyebilme alışkanlığı kazanır.
 
    SEVGİNİN YAŞADIĞI YERDE ŞİDDETİN YERİ YOKTUR.





Dünya üzerinde en güçlü silah, ateşlenmiş insan ruhudur.

Çevrimdışı renklerintanrıçası

  • (renklerintanrıçası)
  • Uzman
  • *****
  • İleti: 1.420
  • Karizma Puanı: 371
  • Resim Yarışmalarına Kesinlikle Katılmayacağım....
SEVGİNİN YAŞADIĞI YERDE ŞİDDETİN YERİ YOKTUR
« Yanıtla #1 : 01 Aralık 2007, 15:28:59 »
Sevgi ve saygı ortamında büyüyen çocuk, sevmeyi ve saymayı orada öğrenir ve yetişkin olduğunda da bunları çevresine aktarmayı bilir. "SENİ SEVİYORUM" diyebilme alışkanlığı kazanır.
 
    SEVGİNİN YAŞADIĞI YERDE ŞİDDETİN YERİ YOKTUR.

Dünya üzerinde en güçlü silah, ateşlenmiş insan ruhudur.

Çevrimdışı renklerintanrıçası

  • (renklerintanrıçası)
  • Uzman
  • *****
  • İleti: 1.420
  • Karizma Puanı: 371
  • Resim Yarışmalarına Kesinlikle Katılmayacağım....
SEVGİNİN YAŞADIĞI YERDE ŞİDDETİN YERİ YOKTUR
« Yanıtla #2 : 25 Mayıs 2008, 10:45:50 »
Sevgi ve saygı ortamında büyüyen çocuk, sevmeyi ve saymayı orada öğrenir ve yetişkin olduğunda da bunları çevresine aktarmayı bilir. "SENİ SEVİYORUM" diyebilme alışkanlığı kazanır.
 
    SEVGİNİN YAŞADIĞI YERDE ŞİDDETİN YERİ YOKTUR.
Sevgi dolu günler diliyorum..Sevginin sıcaklığı şiddeti yokedeck kadar kuvvetli olmalı..çocuklarımıza SEVGİNİN YÜCELİĞİNİ ÖĞRETELİM:Yaşadığımız kausların içersinde buna çok ihtiyaçları olacak..


      520a
Dünya üzerinde en güçlü silah, ateşlenmiş insan ruhudur.